17 Ağustos 2012 Cuma

Bayram Ola!



Bu hafta sonu bayram alışverişindeydim:)
Kendime bir çanta, bir ayakkabı, kuzulara da birer pantolon almak için çıktım sözde.
Kuzulara birer pantolon, birer gömlek, bilmem kaçar uzun kollu penye, bilmem kaçar eşofman altı derken bir de baktım ellerin kollarım dolmuş, iftara ramak kalmış.
Allah’tan yolumun üzerindeki çantacıdan içine en az “iki bebek bezi, bir paket ıslak havlu, bir tam takım yedek kıyafet, bir paket çubuk kraker” sığacak büyüklükte, istediğim gibi bir çanta buldum. Ayakkabıysa aceleye gelişi, içime sinmeyişi, bir de satıcının fazla üzerime gelişi sebebiyle bayram sonrasına kaldı ya da başka bayrama:) Onun yerine vitrininin önünden koşar adımlarla geçip iftara yetişmeye çalışırken, iki saniyede vurulup, beş saniye de karar verip, on saniyelik başarısız bir pazarlık girişiminin ardından topu topu bir dakika içinde satın aldığım eteğeymiş kısmet:) Neye niyet neye kısmet diyelim:)

Bayram alışverişi dediğin çarşıdan ama gerçek çarşıdan yapılır bana kalırsa. Uzun çarşı, okçular, kapalı çarşı alt üst edilir…
İğne atsan kimin tepesine saplanır bilinmez bir kalabalıkta istediğin yönde değil de içine karıştığın kalabalığın seni sürüklediği yöne doğru akarak, ayaklarının üzerinde ayaklar taşıyarak, birlikte gezdiğin kişiyi kaybetmemeye gayret ederek gezilir…
Sınırsız seçme hakkı kullanılır, pazarlık edilir, tok satıcıya kızılır, burnu büyük tezgahtara sinir olunur, şıkır şıkır tezgahlara bakıp çocuk sevinçler yaşanır…
Bayram alışverişi başka zamanlarda edilen alışverişe benzemez, heyecan verir, mutlu eder, neşelendirir, heveslendirir…
Hediyeler almak ister insan, renk renk şekerler, lokumlar, çikolatalar, taze çekilmiş kahve; zambak, tütün, leylak, limon kolonyaları, eşe dosta minik armağanlar…

Bayram alışverişi demek, bayrama kavuşmanın sevinci, Ramazan’ı uğurlamanın tatlı hüznü demek…

Geliyor, geldi derken; imsak-iftar arası sadece bedenimizi değil, benliğimizi perhize çekme çabasıyla; sahur zamanı, iftar sofrası telaşıyla; davetlere, davet edilenlere koştururken mübarek Ramazan’ın sonuna yaklaştık, “ne çabuk geçti, ben bir şey anlamadım” serzenişlerini seslendirmeye başladık.

Sabrın sonu selamet malum; Ramazan’ı önce bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinde gönlümüzün tüm dileklerini kabule sunarak, hemen ardından da tarife ne hacet, adı üstünde Bayram ederek nihayetlendireceğiz.

Bu gece Kadir gecesi; her geceyi kadir, her karşılaştığı insanı Hızır bilenlerin gecesi… Bin aydan, yani seksen üç yıldan yani bir ömürden hayırlı bir gece… Hani bir cin çıkar ya lambanın içinden, “dile benden ne dilersen!” diye, işte o masalın gerçeğe dönüşü bu gece…

Anne olalı kendim için dua edemez oldum, bütün dilek haklarımı kuzucuklarım için kullanıyorum, anne olan bilir, sadece kendi yavrusu değil, hayvan yavrusu dahil ne kadar ana kuzusu varsa “anne olan”ın yüreğindedir, dilindedir, dileğindedir...

Dilerim kuzucuklar anneciklerinden hiç ayrılmasın, aç bi-ilaç kalmasın, savaşın ortasında olmasın,  atılmasın, satılmasın, canı yakılmasın…

Dilerim bütün kuzucuklar bayram etsin!
Hepsi bir gece önceden bayram banyosunu yapsın, mis gibi yatsın, heyecandan yatağında tepişsin dursun:) Sabah erkenden annesinin kondurduğu öpücükle uyansın, bayramlıklarını giysin, camda babasının bayram namazından dönüşünü beklesin, el öpsün, kapı kapı dolaşsın, harçlık, şeker toplasın, kolonya koksun... Hepsinin yanakları öpülsün, saçları okşansın...

Dilerim bu bayram, bütün çocuklara bayram olsun!
  

* www.bursalianneler.com adresinde  08.10.2007 tarihinde yayınlanan yazım. O yılın arşivi kalktığı için tekrar paylaşmak istedim.

1 yorum:

Kuyuya Taş Atan Adam dedi ki...

Herkes kendi gerçekliği ile yaşıyor bayramları.Eski insanlar olmadığı için eski bayramların tadını özler oldum.Kefeni yırtmak gerekir.Çok zor çok .

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...